MOSKOF CARİYE HÜRREM ”DEMET ALTINYELEKLİOĞLU”

Bir kitap bu kadar mı sürükleyici ve yalın dille yazılır. Kitabı alıp okumaya başladığınızda kendinizi bir anda kaptırıp bir hışımda okuyup bitirebiliyorsunuz . Moskof Cariyeyi okurken Hürrem sultana kızıp bir anda ona hayran kalabilirsiniz çünkü bir kadının bu şekilde zeki olması ve oğulları için müthiş bir savaşta ayakları üzerinde sapasağlam kalması insanı şaşırtıyor işte böyle bir kitap Moskof Cariye Hürrem . Kitabı şiddetle tavsiye ediyorum mutlaka okumalısınız .

Hiç kuşkusuz ki Hürrem Sultan, Osmanlı Tarihinin en etkin kadın figürlerinden biridir. Bugüne kadar Hürrem Sultan’la ilgili olarak çizilen tasvirlerin, hatta oluşturulan yargıların çoğunluğu gaddar ve acımasız sıfatında yoğunlaştırılmıştır.

Benim kurgulamaya çalıştığım öyküde ise Hürrem, tüm kudretine, Osmanlı Sarayı’nı titreten tüm ihtişamına rağmen, ruhunda fırtınalar kopan tüm kadınlar gibi, geçmişi trajedilerle örülmüş korkuların pençesindedir. Kısa ve mutlu bir çocukluğun ardından sonu gelmez travmalarla boğuşmak zorunda kalması, hayata karşı farklı biçimde yoğrulmasına sebep olur. Kaçırılır, satılır, dövülür, aşağılanır, tacize uğrar. Ama ezilmiş kadınların çoğunlukla seçtiği yol olan geride durmayı değil, mücadeleyi tercih eder. Yaşadığı acılar, intikam ve hırs güdülerini besler. Hayattan ve insanlardan öcünü alır. Çünkü daha taze bir fidanken kıymışlardır ona. Annesinden, ailesinden, yuvasından koparan gaddarlığa karşı, dantel gibi işlediği zekasıyla savaş açar Hürrem.

Hem güzel, hem de dünyayı titreten adamın sultanı olmak, hayranların yanında yılan kadar zehirli düşmanlar da yaratacaktır elbette. Kendisi ve çocuklarını bu düşmanlardan korumaksa ona düşmektedir. Ne pahasına olursa olsun.” – Demet Altınyeleklioğlu

2009 yılında piyasaya sürülen Moskof Cariye Hürrem’in yazarı Demet Altınyeleklioğlu’nun Hürremle ilgili düşünceleri bu şekilde.Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen soluksuz okunacak derecede sürükleyici olan mükemmel bir tarihi roman. Tam 813 sayfa ama hiç anlamadan bitiveriyor. Bu soluksuz hikayenin bitmesine üzülüyorsunuz son sayfada.

Kitap elbetteki tarihi kaynaklara dayanılarak yazılmış olmasına rağmen, Hürrem’in hayatında önemli boşluklar mevcut. Yazarımız bu boşlukları bir kadına yaraşır şekilde kurgulayarak harika bir eser yaratmış. Kitaptan birkaç kesit sunarak devam edeyim:

“Bir atın terkisine atılıp, dağa kaldırıldığı gece sadece 8 yaşındaydı Aleksandra.O korkunç gece, köyünün ışıkları gözden kaybolurken, başını doğrultmaya çalışmış ve “beni unutmayın!” diye haykırmıştı. Ağzı paçavralarla doldurulduğu için duyulamamıştı bu yakarışı. Ama o geceden beri kendi çığlığını hala bütün hücrelerinde duyuyordu. “Beni unutmayın!”

Aslında onu kaçıran barbar, Aleksandra’nın şansıydı, ileride Taçam Babam diye hitap edeceği Tatar barbar erkek, yaptığından pişman olacak, onu sahiplenecek, hayatı boyunca onu koruyacaktı. Yine onu düşünerek, onun iyiliği için, Aleksandra’yı Kırım Hanı’na getirdi. Orada onunla yaşamaya başladı. Daha sonra ise hayat onu Osmanlı padişahı Süleyman’a gönderilen hediye paketiyle birlikte Osmanlı Sarayı’na, hareme cariye olarak sürükledi:

Önünden arkasından Moskof denilmesi Aleksandra’yı asi yapmıştı. Dik kafalının tekiydi Rus kızı. En ufak bir olayda parlıyor, ortalığı birbirine katıyor, ne padişah dinliyordu ne Valide Sultan.

Bazı geceler, odasının önünden geçerken ağladığını duyardı Cafer. Ay ışığı odasına süzüldüğü gecelerde, anlamadığı dilde söylediği şarkıyı duyardı bir de. Hasret şarkısıydı söylediği. Belki yurdunu, köyünü özlerdi. Annesi babası düşerdi aklına. Kimbilir belki de artık çok uzaklarda kalan bir sevgiliye sesleniyordu.

Yine öyle bir gecede gözgöze gelmişlerdi. İkisi de birbirinin gözyaşlarını görmüştü, Cafer toparlanıp sessizce oradan uzaklaşmaya niyetlenirken, kız yeni öğrenmeye başladığı Türkçe ile “gitme” demişti. “Sen kim?”

“Cafer”

“Aleksandra Lisowska ben.”

“Niye ağlıyorsun?”

“Ağlıyoğ işte. Ben söylemiyoğ”

Cafer gülmüştü.

Kız “R”leri söyleyemiyordu.Yıllarca da böyle oldu.Hatta şimdi bile Hürrem Sultan sinirlendiği zaman ‘R’ ler ‘ğı’ gibi çıkar, topuğunu yere vura vura bağırırdı. “Ağalağa söyleyin.. Em…em..ğimiz buduğ.”

Ama artık kimse gülemiyordu buna.

“Aslında hayat boyu unutması istenmişti ondan.İlk, Bahçesaray yakınlarındaki bir hanın, kırık dökük odasında Taçam Noyan söylemişti.

“Olanları unut küçük kız”

Sonra Kırım Sarayı’ndaki Mehmet Giray Han’ın annesi… “Olanları unut kızım.Her şey geride kaldı. Artık önüne bak.Gelecek senin.”

“Gelecek mi?” Aleksandra, ozaman bu sözcüğün anlamını bilmiyordu ki daha.Bir gelecek var mıydı?

Hareme geldiği günlerde saraydaki kızlar bile unutmasını istemişlerdi. “Aleksandra mı? Offf, ne zor isim bu. Unut gitsin. Adın Ruslana olsun senin”

Derken bir gün, haremdeki kadınlardan biri Ruslana’ya, “Kız, duydun mu konuşulanları?” diye sordu.

“Edepsizliğin sınırları aşmış güzelim. Yabancı saraylarında, Sultan Süleyman’ın Rus cariyesi madem hem bukadar güzel,hem bu kadar yırtıcı adı Roxelanne olmalıydı, diye alay ediyorlarmış.”

Böylece bir adı daha olmuştu.

Dedikoduyu anlatan kadının çıngıraklı kahkahası yeniden çınladı kulaklarında Hürrem’in.

Aleksandra’yı kimse hatırlamıyordu. Ruslana çabuk unutuldu.Çünkü Sultan Süleyman da “unut” demişti ona bir gün. Artık Aleksandra, Ruslana veya Roxelanne değildi.Hürrem’di artık. Padişah’ın biricik karısı Hürrem Sultan.

Tüm yaşamı hayata tutunmaya uğraşmakla geçmişti.Hayatının bir yerinde unutuluvermişti.Unutmuşlardı onu.Kaybolmuştu.Hiç yaşamamış gibi. Bir kere daha unutulmak istemiyordu. Arkasında bir iz, bir isim bırakmak… İstediği buydu.Bir gün bu hayattan çekip gittiğinde kaybolmamak! Evet, tüm mesele buydu işte.

Sonunda sırrı çözmüştü Hürrem. Unutulmamak için güçlü olmak gerek.

“Ne yaptıysan bu uğurda yaptın”diye söylendi Hürrem. “Dün kim olduğunun ne önemi var? Bugün bir imparatoriçesin sen. Yarın da Osmanlı tahtına senin oğlun çıkacak. Ay ve güneş, yer ve gök, Muhammed ve İsa şahidimdir ki böyle olacak; yeminim var.”

Kimliksiz bir ECE’nin hikayesidir bu kitap. İnsanı o diyarlara, Hürrem’in iç dünyasına alıp götüren..

Hayatı ince oyalarla işli, keskin zeka ürünü olaylarla kaplı, sonu ise ibretliktir. Tarihe geçen bu kadının derinlerindekini keşfetme yolculuğuna çıkmanın zamanıdır

Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

MOSKOF CARİYE HÜRREM ”DEMET ALTINYELEKLİOĞLU” için 1 cevap

  1. Melanie dedi ki:

    Harika bir kitap ancak içerikten çok fazla bahsetmişsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s